ANI YAŞAMAK

 

Mesai bitiyor ve akşam eve gidiyoruz, ayaklarımız şöyle bir uzatıyoruz. Yemek, çay faslı derken eş ve çocuklarla biraz vakit geçiriyoruz, saat oluyor 23:00-24:00. Hazırlıklar sonrası yatma vakti geldi nihayet… Fakat uyku yok! Dön o tarafa dön bu tarafa aklında deli sorular. Gün içinde yaşadıkların gözünün önüne gelmeye başlıyor. Ahmet abi neden öyle dedi, İsmail sanki bana bugün tavır yapar gibiydi. Nusret’le bugün o tartışmada kesin ben haklıydım. Mehmet ustalar da yeni araba almışlar, hem de bilmem kaç beygirlik…

 

Hiç kimse aklımdan geçmiyor demesin. Mutlaka düşünüyoruz. Günün kritiğini yapıyor, haklı olduğumuzu düşünüyor ve beynimizi sürekli belki de hiç olmaması gerek şeylerle dolduruyoruz.  Bir hikaye okumuştum;

 

İki keşiş nehir boyunca giderken, nehrin karşısına geçmek için yardım bekleyen bir kadına rastlamışlar. Kadın yüzme bilmiyormuş ve bu yüzden çok korkuyormuş.

Keşişlerden genç olanı kadına yardım edemeyeceklerini çünkü inançları gereği kadınlarla temas kurmalarının yasak olduğunu söylemiş. Fakat kesişlerden yaşlı olan, genç kadına yardım edeceğini söylemiş ve kadını sırtına alarak nehrin diğer yanına geçirmiş. Diğer keşiş bu durumdan hiç memnun olmamış. Ama kadın keşişe yardım ettiği için çok teşekkür etmiş, şükranını göstermek için tekrar tekrar önünde eğilmiş.

Keşişler yollarına devam etmişler. Yol boyu genç keşiş kendi kendine söyleniyormuş. Yaşlı keşiş dayanamayıp yaklaşık bir mil sonra sormuş:

– Neden hala söyleniyorsun, bir sıkıntın mı var?

 Genç keşiş kızmış olarak cevap vermiş:

– Biz keşişiz; bir kadını sırtında taşıyıp karşıya geçirmek şöyle dursun, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir hareket yapabildin?

 Diğer keşiş gülümseyerek cevap vermiş;

– Ben o genç kadını bir mil geride bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun?

 

Hayatın akışında her şeyi kendimize dert edersek, bunlar bizde artık katlanamayacak yükler haline gelir. Geçmişte olan olaylar üzerine yoğunlaşmanın yükünüzü artırmaktan başka faydası olmaz. Yüzümüzü geçmişe dönmek yerine anı yaşamak ve geleceğe umutla bakmak gerekir.

 

Dün yaşadıklarımızı düşündüğümüzde elimize ne geçiyor? Sadece ‘’hiç’’. Bundan yıllar önce sevdiğim bir yöneticim beni derin düşüncelerin içine dalmışken buldu. - Ne düşünüyorsun diye sordu? Anlattım. Çok güzel bir soru ile devam etti; Peki düşününce çözülüyor mu?

 

İyi diyorsun da hoca düşünmeden oluyor mu dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklılık payınız var. Düşünmeden olmuyor. Düşünme yönteminde küçük bir teknik kullanarak kendimiz geliştirebiliriz. Çünkü beynimiz öğrenebilir.

 

Öğretmen bir gün derste öğrencilerine:
– Sizinle küçük bir deney yapacağız der.

Masanın üzerine kocaman bir cam kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan küçük kaya parçaları çıkarmış, dikkatle kavanozun içine yerleştirmiş.

 Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş:
– Kavanoz doldu mu?
Sınıftaki öğrenciler:
– Evet, doldu.
– Dolduğunu düşünüyorsunuz demek ha!
Hemen eğilip başka bir torbadan küçük çakıl taşları çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler…
Yeniden sormuş öğrencilerine:
–  Bu sefer kavanoz doldu mu?
İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler:
– Hayır, tam da dolmuş sayılmaz.
– Aferin!
Masanın altından bu kez de bir torba dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden:
– Kavanoz doldu mu?
Öğrenciler bağırdı:
– Hayır dolmadı! 
Yine “Aferin” demiş öğretmen.
Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış ve sormuş:
– Bu gördüğünüz deneyden nasıl bir ders çıkarttınız?
Bir öğrenci hemen atılmış:
– Şu dersi çıkardık ki günlük iş programımız ne kadar yoğun olursa olsun, her zaman yeni işlere zaman ayırabiliriz.
Öğretmen:
– Hayır, çıkartılması gereken asıl ders şu; eğer en başta büyük taş parçalarını kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız. Hayatınızdaki önemli olan büyük taş parçaları hangileri? İlk iş olarak onları kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları ihmal edip dışarıda mı bırakıyorsunuz?

Hayatın akışında sürüklenirken, hayatınızı en çok önem verdikleriniz ile mi yoksa daha az önemli olanlarla mı dolduruyorsunuz?

 

Hayatın içinde ve karmaşasında bunun farkına varmıyoruz belki, yöntem değişikliği ya da böyle bir teknik kullandığımızda yüklerimiz biraz olsun hafifleyecektir.

 

Lise yıllarında ‘’Anı yaşamak’’ gerektiğini anlatan bir kitap okumuştum. Ölü Ozanlar Derneği. İsmine aldanmayın. Anı yaşamakla ilgili bir grup öğrencinin öğretmenlerinden aldıkları dersle hayata çok farklı bir bakış açısıyla bakmaya başlıyorlardı. Dünde ve yarında yaşadığımızda bizim için önemli ve değerli şeyden vazgeçiyoruz. Yaşamayı erteliyoruz. Değiştiremeyeceğimiz bir geçmişi düşünmektense ders çıkarıp anın mutluluğunu yaşamak varken hem de... Geleceğin stresini, zorluklarını düşünerek olmamış yaşanmamış bir gelecek için sıkıntıya girmenin anı kaybetmekten başka bize getirisi olmayacaktır. Plan yapmayalım, amaçlarımızı gerçekleştirmeyelim, hayallerimizin peşinden koşmayalım demiyorum elbette. Sadece daha yaşanmamış şeyler için kötü düşünmektense iyiyi düşünüp geleceğimizi tasarlayabiliriz. Çünkü ‘’düşüncelerimiz eylemlerimize, eylemlerimiz kaderimize’’ dönüşecektir. Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş ve yaşanmamış bir gelecek için sıkıntı çekmenin ve yükünü taşımanın bize faydasından çok zararı olacaktır. Hayatta insan yapısı olan her şey iki kez var olur; İlki zihnimizde ikincisi fiziksel olarak. Bunu bisiklet kullanmak gibi beynimize öğretmek de bizim elimizde, olumlu düşüncelerimizde…

 

Sevgiler.